Belediyenin Sokak Hayvanlarını Toplayarak Geri Getirmemesi Orman Müdürlüğüne Şikayet
Türkiye'de sokak hayvanları sorunu, uzun yıllardır hem vicdanları sızlatan hem de çözüm arayışlarını tetikleyen karmaşık bir mesele olmuştur. Özellikle yerel yönetimlerin, yani belediyelerin bu konudaki tutumu ve uygulamaları, kamuoyunun ve hayvanseverlerin en çok odaklandığı noktaların başında gelmektedir. Belediyelerin temel sorumluluklarından biri olan sahipsiz hayvanların refahını sağlamak, onları kısırlaştırmak, aşılamak ve rehabilite etmek yerine, bazı durumlarda topladıkları hayvanları başka bölgelere, özellikle de ormanlık alanlara veya kırsala terk etmeleri, büyük bir etik ve hukuki ihlal teşkil etmektedir. Bu durum, sadece hayvanların yaşam haklarını ellerinden almakla kalmayıp, ekolojik dengeleri de bozmakta ve hayvanseverlerin büyük tepkisini çekmektedir. İşte bu vahim tablo karşısında, sorumluluk sahibi kurumların, özellikle de doğanın ve yaban hayatının korunmasından sorumlu Orman Müdürlüğü gibi mercilerin devreye girmesi, mağdur edilen canlar için bir adalet arayışının başlangıcı olmaktadır. Bu makalede, belediyelerin bu yasa dışı uygulamalarını, yasal sorumluluklarını, ormanlara terk edilen hayvanların yaşadığı dramı, Orman Müdürlüğü'ne yapılabilecek şikayet süreçlerini ve sahipsiz hayvanlar için adalet arayışında atılabilecek adımları detaylı bir şekilde inceleyeceğiz. Bu derin meseleyi tüm yönleriyle ele alarak, farkındalığı artırmayı ve çözüm odaklı yaklaşımlar geliştirmeyi hedefliyoruz.
Toplanan Sokak Hayvanları Nereye Gidiyor? Büyük Soru İşareti
Belediye ekipleri tarafından toplanan sokak hayvanlarının akıbeti, ne yazık ki sıkça karşılaşılan büyük bir soru işareti ve toplumsal bir endişe kaynağıdır. Yasalara göre, belediyelerin sokaktan topladığı hayvanları kısırlaştırmak, aşılamak, mikroçip uygulaması yapmak ve rehabilite etmekle yükümlü olduğu barınaklara götürmesi gerekmektedir. Ancak gerçekte yaşananlar, bu yasal zorunluluğun çoğu zaman göz ardı edildiğini veya çarpıtıldığını göstermektedir. Pek çok ihbar ve gözlem, toplanan hayvanların bir kısmının belediye barınaklarına hiç ulaşmadığını, bazılarının kapasitesinin çok üzerindeki barınaklarda kötü koşullarda tutulduğunu, çok daha acı verici bir gerçeğin ise bu hayvanların şehir merkezlerinden uzaklaştırılıp, ormanlık alanlara, boş arazilere veya başka illerin sınırlarına terk edildiğini ortaya koymaktadır. Özellikle gece saatlerinde veya kimsenin görmediği ücra köşelerde gerçekleşen bu eylemler, toplanan canların yaşam mücadelesini daha da zorlaştırmaktadır. Bu durum, sadece hayvanların fiziksel sağlığını değil, aynı zamanda ruhsal durumlarını da derinden etkilemektedir. Şehirde bir şekilde beslenmeye, barınmaya ve insanlarla etkileşime alışmış bir hayvanın, birdenbire bilmediği, yabani hayatın hüküm sürdüğü bir ortama atılması, onun için adeta bir ölüme terk ediliş anlamına gelmektedir. Bu sessiz çığlık, hayvanseverleri ve vicdan sahibi insanları derinden yaralamakta, belediyelerin bu konudaki şeffaflık eksikliği ve hesap verebilirlik sorunları da bu endişeyi daha da büyütmektedir. Bir belediyenin sokak hayvanlarını topladıktan sonra kayıt altına almaması veya akıbetlerini belgelendirmemesi, şüpheleri artıran en önemli faktörlerden biridir. Vatandaşların, "Bizim mahallemizden toplanan kedi/köpekler neden geri gelmedi?" sorusuna net bir yanıt alamaması, bu illegal uygulamaların yaygınlığına dair güçlü bir işaret olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, toplanan hayvanların izini sürmek, onların güvenliğini sağlamak ve yasalara uygun bir şekilde bakım görmesini temin etmek, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Belediyelerin Sorumluluğu: Yasal Zorunluluklar ve İhlaller
Belediyelerin sahipsiz hayvanlarla ilgili sorumlulukları, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve ilgili yönetmeliklerle net bir şekilde belirlenmiştir. Bu kanun, yerel yönetimlere hayvanların korunması, rehabilitasyonu, aşılanması, kısırlaştırılması ve sahiplendirilmesi konusunda önemli görevler yükler. Kanunun 6. maddesi açıkça belirtir ki, "Sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanların toplatılması, kısırlaştırılması, aşılanması, işaretlenmesi ve sahiplendirilmesi gibi görevler büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri, ilçe belediyeleri ve ilk kademe belediyeleri tarafından yerine getirilir." Aynı zamanda, bu hayvanların alındıkları ortama geri bırakılması, kısırlaştırma ve rehabilite edildikten sonra en önemli yasal zorunluluklardan biridir. Ancak pratikte, bazı belediyeler bu yasal hükümleri hiçe sayarak hayvanları toplamakta ve bunları rehabilite etmek veya geri bırakmak yerine, yasa dışı yollarla şehir dışına, özellikle de ormanlık ve kırsal alanlara terk etmektedir. Bu eylem, 5199 sayılı kanunun açıkça ihlali anlamına gelmekle birlikte, aynı zamanda Türk Ceza Kanunu'nun ilgili maddeleri kapsamında "çevreye karşı suçlar" ve "eziyet" kapsamında da değerlendirilebilecek ciddi bir hukuki sorumluluk doğurur. Örneğin, bir hayvanı ait olduğu yaşam alanından alıp, yiyecek ve su bulamayacağı, doğa koşullarına adapte olamayacağı bir yere bırakmak, doğrudan onun yaşam hakkını tehdit etmek ve eziyet etmek demektir. Belediyelerin bu tür uygulamaları sadece yasalara aykırı olmakla kalmayıp, aynı zamanda hayvan refahı ve etik değerlere aykırı bir tutum sergilediklerini de gösterir. Ayrıca, belediye bütçesinden toplanan hayvanların "rehabilitasyon" adı altında yasa dışı şekilde yok edilmesi veya terk edilmesi, kamu kaynaklarının kötüye kullanılması anlamına da gelir. Bu durum, belediye yöneticileri ve ilgili personel hakkında idari soruşturma ve hatta cezai işlem başlatılması için yeterli bir gerekçedir. Vatandaşlar olarak bu tür ihlallere karşı sessiz kalmamak, ilgili makamlara şikayette bulunmak ve yasal süreci takip etmek, hem hayvanların haklarını korumak hem de kanunsuzlukla mücadele etmek adına büyük önem taşımaktadır.
Ormanlara Terk Edilen Canlar: Sessiz Bir Feryat
Ormanlara terk edilen sokak hayvanlarının yaşadığı dram, ne yazık ki şehir merkezlerinden uzakta, gözlerden ırak bir sessizlik içinde cereyan etmektedir. Bir zamanlar şehirde insanların yakınında yaşamaya alışmış, belki de bir tas suya, bir lokma ekmeğe muhtaç olmuş bu canlar, birdenbire kendilerini vahşi doğanın acımasız koşullarıyla baş başa bulurlar. Belediyeler tarafından ormanlık alanlara veya ücra kırsal bölgelere bırakılan kedi ve köpekler, bu yabancı ortamda birçok tehlikeyle karşılaşır:
- Açlık ve Susuzluk: Şehirde çöplüklerden veya insanların yardımıyla beslenmeye alışkın olan hayvanlar, ormanda yiyecek ve su kaynaklarını bulmakta zorlanırlar. Bu durum, onların hızla güçten düşmelerine ve açlıktan ölmelerine neden olabilir.
- Hava Koşulları: Sert kış koşulları, dondurucu soğuklar veya yakıcı yaz sıcakları, barınacak yer bulamayan bu hayvanlar için ölümcül olabilir. Özellikle genç, yaşlı veya hasta hayvanlar bu koşullara daha az dayanıklıdır.
- Yırtıcı Hayvanlar: Orman, kendi doğal yırtıcılarını barındırır. Kurtlar, tilkiler ve diğer yırtıcı hayvanlar, sokak hayvanları için ciddi bir tehdit oluşturur. Şehir hayatına alışkın bu hayvanlar, kendilerini yırtıcılardan koruma içgüdüsüne veya yeteneğine sahip değildir.
- Hastalıklar: Ormanlık alanlarda hijyen koşullarının olmaması, hayvanların parazitlere, kenelere ve çeşitli bulaşıcı hastalıklara yakalanma riskini artırır. Bu hastalıklar hızla yayılabilir ve zayıf düşmüş hayvanlar için sonun başlangıcı olabilir.
- Trafik Kazaları: Terk edildikleri yerler bazen ana yollara yakın olabilir. Besin arayışı içinde yollara çıkan hayvanlar, araç çarpması sonucu hayatını kaybedebilir veya ağır yaralanabilir.
Bu vahşet, sadece hayvanların bireysel acılarıyla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda ekolojik denge üzerinde de olumsuz etkiler yaratır. Terk edilen hayvanlar, orman ekosistemine yabancı türler olarak girerler ve bu durum, yerel yaban hayatı için tehdit oluşturabilir. Özellikle besin zincirinde ani değişikliklere yol açabilir, yaban hayvanlarının avlanma alışkanlıklarını bozabilir veya hastalıkların yayılmasına zemin hazırlayabilir. Belediyelerin bu yasa dışı uygulamaları, bir yandan sokak hayvanlarını can çekişmeye terk ederken, diğer yandan da doğanın dengesini altüst etmektedir. Bu durum, sadece hayvanseverler için değil, tüm doğa ve çevre bilincine sahip bireyler için kabul edilemez bir ihlaldir. Ormanlara terk edilen her can, belediyelerin vurdumduymazlığının ve kanun tanımazlığının somut bir kanıtı olarak sessiz bir feryat yükseltir.
Orman Müdürlüğü'ne Şikayet: Hukuki Süreç Nasıl İşleyecek?
Belediyelerin, topladığı sokak hayvanlarını ormanlık alanlara veya kırsal bölgelere terk ettiğine dair somut delillere sahip olan vatandaşların, bu durumu ilgili makamlara bildirmesi ve hukuki süreci başlatması büyük önem taşımaktadır. Bu tür bir şikayetin ilk ve en doğru adreslerinden biri, terk edildiği iddia edilen bölgedeki Orman Genel Müdürlüğü'ne bağlı Orman ve Doğa Koruma Şube Müdürlükleri'dir. Bu müdürlükler, yaban hayatının ve orman ekosisteminin korunmasından sorumlu oldukları için, ormanlık alana hayvan terk edilmesi vakaları doğrudan onların yetki alanına girmektedir. Şikayet sürecinin etkili ve sonuç odaklı ilerlemesi için atılması gereken adımlar şunlardır:
- Delil Toplama: Şikayetin en güçlü dayanağı, somut delillerdir. Bu deliller şunları içerebilir:
- Hayvanların ormanlık alana bırakılırken çekilmiş fotoğraf ve video kayıtları (plaka, belediye aracı, personel görünüyor ise daha etkili olur).
- Olayın gerçekleştiği tarih, saat ve kesin konum bilgisi (GPS koordinatları veya açık adres).
- Terke şahit olan kişilerin ifadeleri ve iletişim bilgileri.
- Terke ilişkin herhangi bir tanık beyanı veya yazılı belge.
- Terk edilen hayvanların fiziki durumu, yaralanmaları veya ölümlerine dair kanıtlar.
- Yazılı Dilekçe Oluşturma: Şikayet, resmi bir dilekçe ile yapılmalıdır. Dilekçede olayın tüm detayları, toplanan deliller ve şikayetçi bilgileri açıkça belirtilmelidir. Dilekçeye ek olarak toplanan tüm deliller (fotoğraf, video kaydı, tanık beyanları vb.) eklenmelidir. Dilekçede, hangi belediyenin sorumlu olduğuna dair şüpheler ve gerekçeler de belirtilmelidir.
- Şikayetin İlgili Birimlere Sunulması:
- İlk olarak, olay yerinin bağlı olduğu Orman ve Doğa Koruma Şube Müdürlüğü'ne dilekçe ile başvurulur.
- Aynı zamanda, şikayetin bir kopyası Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın ilgili birimlerine (il müdürlüğü) de iletilmelidir.
- Hayvanları Koruma Kanunu'nun uygulanmasından sorumlu olan Tarım ve Orman Bakanlığı (il müdürlükleri) da bilgilendirilmelidir.
- Gerekirse, Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunularak cezai soruşturma talep edilebilir.
- Son olarak, olayın sorumlu olduğu düşünülen belediye başkanlığına ve belediye meclisine de bilgi amaçlı yazı gönderilmesi, kamuoyu baskısı oluşturmak adına faydalı olabilir.
- Sürecin Takibi: Şikayet dilekçesinin alındığına dair bir belge veya kayıt numarası alınmalıdır. Sürecin takibi için belirli aralıklarla ilgili müdürlüklerle iletişime geçilmelidir. Gerekirse, hukuk desteği almak, sürecin daha etkin ilerlemesine yardımcı olabilir.
Bu adımlar titizlikle uygulandığında, kanunsuz uygulamaların önlenmesi ve sorumlu belediye görevlileri hakkında gerekli işlemlerin başlatılması mümkün olabilir. Unutulmamalıdır ki, vatandaşın duyarlılığı ve takibi, adalet arayışının temelini oluşturur.
Sahipsiz Hayvanlar İçin Adalet Arayışı: Neler Yapılabilir?
Sahipsiz hayvanlar için adalet arayışı, sadece mevcut yasa dışı uygulamaları şikayet etmekle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda daha kapsamlı ve uzun vadeli çözümler üretmeyi de gerektiren çok boyutlu bir mücadeledir. Bu mücadelede bireylerin, sivil toplum kuruluşlarının ve yasal mercilerin ortak çabaları büyük önem taşımaktadır. İşte sahipsiz hayvanlar için adalet arayışında atılabilecek adımlar ve yapılabilecekler:
- Farkındalık Oluşturma ve Kamuoyu Baskısı:
- Sosyal Medya Kampanyaları: Toplanan delilleri (fotoğraf, video) kullanarak sosyal medyada kampanyalar düzenlemek, kamuoyunun dikkatini çekmek ve geniş kitlelere ulaşmak için etkili bir yöntemdir.
- Yerel Medya İle İlişki Kurma: Yerel gazeteler, televizyonlar ve haber siteleri aracılığıyla bu sorunları gündeme taşımak, belediyeler üzerindeki baskıyı artırabilir.
- İmza Kampanyaları: Change.org gibi platformlarda veya fiziksel imza kampanyaları düzenleyerek yetkililere güçlü bir mesaj iletilmesini sağlamak.
- Sivil Toplum Kuruluşlarıyla İşbirliği:
- Hayvan Hakları Dernekleri ve Federasyonları: Bu alanda faaliyet gösteren deneyimli dernek ve federasyonlarla (örneğin Haytap, DOHAS) iletişime geçerek hukuki destek, danışmanlık ve eylem planı oluşturma konusunda yardım almak.
- Gönüllü Gruplar: Yerel gönüllü gruplara katılarak veya yeni gruplar oluşturarak sokak hayvanlarının beslenmesi, bakımı ve kısırlaştırılması gibi konularda aktif rol almak.
- Yasal Yollara Başvuru ve Hukuki Destek:
- Dilekçe ve Şikayetler: Daha önceki bölümde detaylandırıldığı üzere, ilgili kurumlara (Orman Müdürlüğü, Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, Cumhuriyet Başsavcılığı) somut delillerle şikayet dilekçeleri sunmak.
- Dava Açma: Gerekli durumlarda, bir avukat aracılığıyla sorumlu belediye veya şahıslar hakkında idari veya cezai dava açmak.
- Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi: İç hukuk yolları tükendiğinde, hayvan hakları ihlallerini uluslararası platformlara taşımayı düşünmek.
- Eğitim ve Bilinçlendirme Çalışmaları:
- Okullarda Eğitim: Çocuklara hayvan sevgisi ve sorumluluğu aşılayacak eğitim programları düzenlemek.
- Sorumlu Hayvan Sahiplenme: İnsanları petshoplardan hayvan almak yerine barınaklardan sahiplenmeye teşvik etmek ve mikroçip takma, kısırlaştırma gibi konularda bilinçlendirmek.
- Belediyelerle Diyalog: Sağlıklı bir diyalog zemininde, belediyelerin mevcut uygulamalarını iyileştirmeleri ve yasalara uygun hareket etmeleri için projeler ve öneriler sunmak.
- Siyaset Üzerinde Etki Oluşturma:
- Yerel Yöneticilere Baskı: Seçim dönemlerinde ve sonrasında adaylardan ve mevcut yöneticilerden hayvan hakları konusunda somut vaatler almak ve bu vaatlerin takipçisi olmak.
- Kanun Değişikliği Talepleri: Mevcut kanunların yetersiz kaldığı noktalarda, yasa yapıcılar üzerinde baskı oluşturarak hayvan haklarını daha güçlü şekilde koruyacak yasal düzenlemelerin yapılmasını talep etmek.
Bu adımların birleşimi, sahipsiz hayvanlar için daha yaşanabilir bir çevre ve adil bir gelecek inşa etme potansiyeline sahiptir. Unutulmamalıdır ki, her bir bireyin göstereceği duyarlılık, bu büyük mücadelenin temel taşını oluşturmaktadır.
"Topla-Bırak" Politikası Çözüm mü, Hayvanlara Eziyet mi?
Türkiye'de sokak hayvanları popülasyonunu kontrol altına almak amacıyla uygulanan veya uygulanmaya çalışılan "topla-kısırlaştır-aşıla-geri bırak" (TKA veya TNR) politikası, aslında uluslararası kabul görmüş, insancıl ve bilimsel bir yöntemdir. Ancak bu politikanın uygulamadaki yanlışları, onu bir çözüm olmaktan çıkarıp, hayvanlara yönelik bir eziyet ve sorunu daha da derinleştiren bir döngüye dönüştürmektedir. Özellikle belediyelerin topladığı hayvanları "aldığı yere geri bırakmak" yerine, başka bölgelere, ormanlara veya ıssız arazilere "bırakması", bu politikayı temelinden sakatlamaktadır.
Gerçek bir TKA politikasında amaç, hayvanın yakalandığı bölgedeki popülasyonu kontrol altına almaktır. Yani hayvanlar kısırlaştırılır, aşılanır, kulaklarına küpe takılır veya mikroçiplenir ve yakalandıkları ortama geri bırakılırlar. Bu sayede, o bölgedeki popülasyon artışı engellenirken, bölgeye dışarıdan yeni hayvanların gelmesi de engellenmiş olur (territorial etki). Ancak, bazı belediyeler bu süreci çarpıtarak:
- Hayvanları toplar, ancak kısırlaştırma ve aşılamayı yapmadan veya eksik yaparak başka bölgelere bırakır.
- Rehabilite edilen hayvanları, alındıkları yerlere değil, şehir dışına veya ormanlık alanlara atar. Bu, hayvanların hayatta kalma şansını sıfıra indiren bir eylemdir.
- Barınakları sadece bir toplama kampı gibi kullanır, kapasitelerinin üzerinde hayvanı bir araya getirerek hastalıkların hızla yayılmasına zemin hazırlar.
- Bu uygulamalar, hayvanların yer değiştirmesine, yeni ve bilinmedik bölgelerde hayatta kalma mücadelesi vermesine, açlık, susuzluk ve saldırganlık gibi risklerle karşı karşıya kalmasına neden olur. Ormanlara atılan hayvanlar, doğadaki yırtıcılar tarafından avlanma, trafik kazaları veya şiddetli hava koşulları nedeniyle hayatlarını kaybedebilirler.
Bu "topla-bırak" denilen, ancak aslında "topla-terk et" olan yaklaşım, hem yasalara aykırı hem de insanlık dışıdır. Gerçek ve etkili çözüm, TKA politikasının doğru ve eksiksiz uygulanmasının yanı sıra, aşağıdaki unsurları da içermelidir:
- Sorumlu Sahiplenme: Hayvan sahiplenme bilincini artırmak, hayvanlarını sokağa terk edenlere karşı caydırıcı cezalar uygulamak.
- Eğitim ve Farkındalık: Özellikle çocuklara ve gençlere hayvan sevgisi, saygısı ve sorumluluğu konularında eğitim vermek.
- Mikroçip Uygulaması: Tüm evcil hayvanların mikroçiplenmesini zorunlu kılmak, böylece terk edilen hayvanların sahiplerini tespit etmek ve hesap sormak kolaylaşır.
- Yeterli Barınak ve Veteriner Hizmetleri: Belediyelerin, hayvan refahını gözeten, yeterli kapasiteye sahip ve profesyonel veteriner hizmetleri sunan barınaklar kurmasını sağlamak.
- Gönüllülerle İşbirliği: Hayvansever dernekler ve gönüllülerle işbirliği yaparak, barınakların daha etkin yönetilmesi ve hayvanların sahiplendirilmesi süreçlerine katkı sağlamak.
Bu adımlar atılmadığı sürece, "topla-terk et" politikası sadece hayvanlara eziyet etmekle kalmayacak, aynı zamanda sokak hayvanları sorununa kalıcı bir çözüm getirmekten de uzak kalacaktır. Sorunun kökten çözümü, belediyelerin yasal sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmesi ve toplumsal duyarlılığın artmasıyla mümkündür.
Sonuç
Sokak hayvanları sorunu, Türkiye'nin kanayan yaralarından biri olmaya devam ederken, belediyelerin bu konudaki keyfi ve yasa dışı uygulamaları durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir. Toplanan hayvanların nereye gittiği belirsizliği, onların ormanlık alanlara veya kırsala terk edilmesi gibi vahim gerçekler, hem hayvanların yaşam hakkını gasp etmekte hem de toplumsal vicdanı derinden yaralamaktadır. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ile belediyelere yüklenen kısırlaştırma, aşılama ve alındığı yere geri bırakma gibi temel yükümlülükler, ne yazık ki bazı yerel yönetimler tarafından açıkça ihlal edilmektedir. Bu ihlaller sadece yasalara aykırı olmakla kalmayıp, terk edilen hayvanların açlık, hastalık, yırtıcılar ve trafik gibi sayısız tehlikeyle yüzleşmesine neden olarak onlara tarifsiz acılar çektirmektedir.
Bu kabul edilemez duruma karşı sessiz kalmamak, her duyarlı vatandaşın sorumluluğundadır. Orman Müdürlüğü gibi yetkili kurumlar nezdinde, toplanan somut delillerle şikayetçi olmak, hukuki süreci başlatmak ve takip etmek, kanunsuzlukla mücadelede atılabilecek en önemli adımlardan biridir. Ancak bu mücadele, sadece şikayetlerle sınırlı kalmamalıdır. Farkındalık oluşturma, sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapma, eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yürütme, sorumlu hayvan sahiplenmeyi teşvik etme ve siyaset üzerinde etki oluşturma gibi çok yönlü yaklaşımlar, sahipsiz hayvanlar için adalet arayışında hayati öneme sahiptir. "Topla-bırak" adı altında uygulanan, ancak hayvanları ölüme terk eden politikaların yerine, uluslararası standartlara uygun, insancıl ve bilimsel çözümlerin hayata geçirilmesi elzemdir. Bu, ancak belediyelerin yasal sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmesi, kamuoyunun sürekli denetimi ve her bir bireyin hayvan haklarına duyarlı birer temsilci olmasıyla mümkün olacaktır. Sahipsiz canların kaderi, hepimizin omuzlarında yatan bir sorumluluktur ve adalet, onların da hak ettiği bir gelecektir.